|
 Toplumsal çözülme, bireysel çözülmeyle başlar. Bireysel çözülme, bireyin iç dünyasındaki yaşam unsurları arasında bağın kopması şeklinde kendini göstermektedir. Yani bireyin kendine yabancılaşması, kendini tanıyamamasıdır. Bu süreç bireyi, amaçsız davranışlar içine sürüklemekle beraber, bireyin kendi hür iradesiyle bir şey yapamaması, sürekli güdülenme dürtüsüyle yönlendirilmeye ihtiyaç duyması sonucunu doğurur. Bireyde ki bu kişilik aşınması, daha ileriki boyutlarda toplumsal çözülme şeklinde kendini göstermektedir. Toplumsal çözülme ise, ortak değerlerin yok oluşu, ya da paylaşılamayan ortak değerler edinme gibi durumların ortaya çıkmasıdır, bir bakıma çöküştür. Toplumsal çözülmeyi birçok açıdan değerlendirebiliriz. Anlaşılır olması bakımından aile, televizyon ve ekonomi şeklinde ki anahtar kelimeleri kullanarak, daha kapsamlı sonuçlar ortaya koyabiliriz. Aile kavramıyla başlarsak, dünyada ve ülkemizde aile kurumuna yüklenen mananın, hızla değiştiği gerçeğiyle karşılaşırız. Ekonomik konular, eğitim seviyesi ve bireysel farklılıklar, aile olma bilincinden uzaklaşıp, birbirine tahammül edemeyen ebeveynleri ortaya çıkarmaktadır. Sonuç itibari ile problemli çocukların yetişmesi şeklinde devam eden süreçte, aile kavramının içi boşaltılmakta, ailesizliğe doğru itilen ve hızla çözülen toplum modeli ortaya çıkmaktadır. Aile konusundaki kaygılarımıza, evlilik kavramını inceleyerek devam ettirdiğimizde sosyal çözülmenin, nasıl bir boyutta olduğunu görmemiz hiç de zor olmayacaktır. Hepimizin de bildiği gibi son yıllarda ülkemizde evlilikler uzun sürmemektedir. Bir gün bile birbirine tahammül edemeyenler, yirmi yıl sonra anlaşamadıklarını anlayanlar şeklinde boşanma zinciri uzayıp gitmektedir. Bunların hiçbiriyle uğraşmayıp, seviyeli dedikleri nikahsız birliktelikler yaşayanların sayısı, her geçen gün artmakta, gayri meşru bir durum, çağdaş anlayış adına, yeni nesle alabildiğince empoze edilmektedir. Bu konu hakkında birçok örnek verebiliriz. Bir gün bile evli kalamayanlar, iki ay içinde evlerini ayıranlar, bir yıl içinde boşananlar bulunmaktadır. Bu durumda evlilikleri bitiren sebepler neler olabilir, sorusu başlı başına incelenmesi gereken bir konudur. Biz kısaca değinirsek; eşitlik çabası, maddi doyumsuzluk, dinden uzaklaşma, özgürlük anlayışındaki değişim v.b. nedenleri sıralayabiliriz. İncelememizi derinleştirdiğimizde, toplumsal bir sorun olarak karşımıza televizyon çıkmaktadır. Boş zamanlarımızı değerlendirme aracı gibi, masum bir düşünceden, bütün insanî ve toplumsal ilişkilerimizi şekillendirmede televizyon vazgeçilmez bir araç haline gelmiştir. Yapılan diziler, reklâmlar, çizgi filmler, magazin programları ve daha birçok yapım, insanları sadece tüketen, üretmekten aciz, tüketim kapitalizminin birer kölesi haline getirmektedir. Bireylerin ekonomik ve sosyal seçeneklerinin arttırılamadığı ekonomilerde, birey geçim sıkıntısıyla yaşamakta, seçici davranamamaktadır. Sonuç itibariyle TV,nin dayatmalarına karşı duramamaktadır. O renkli ekranın nasıl bir güç olduğunu, vereceğimiz bir örnekle daha anlaşılır kılalım. Örneğin, günde ortama 3 saat TV. İzleyen bir kişiyi düşünelim. 1 yılda 1095 saat, yani bu TV. Başında geçen 45 gün 45 gece demektir. Bu zaman dilimi bir öğrencinin, bir öğretim yılı ders saatinden büyüktür, Bu izleyicimiz bu süre zarfında TV. İzlemeyip bir yabancı dili iyi bir seviyede öğrenebilmekte, yavaş bir okuyuşla 25 bin sayfalık bir kitabı bitirebilmektedir. Üzülerek belirtmek gerekir ki, ülkemiz günde ortalama 3,5 - 4 saat ile dünyanın en fazla televizyon izleyen ülkesi olmuştur. Bununla beraber kişi başına günlük okuma alışkanlığımız 13 saniyedir. Küresel çağda ilerleme adına toplumsal bunalımlardan geçen insanların, sorunlarının temel kaynağı ekonomiktir. Zengin, fakir ya da mutlak yoksul olsun teknolojik değişimindeki hız, bütün kesimlerin başını döndürmektedir. Kimse fazla, makul veya azami ekonomik düzeye sahip olmasına rağmen bununla yetinmeyip daha fazlasını istemektedir. Mananın madde içinde kaybolduğu durumlarda daha azıyla yetinemeyen insanlar, terör, uyuşturucu, insan ticareti gibi suç unsurlarıyla tanışmaktadır. Genel bir bakış açısıyla değerlendirdiğimiz ekonomik analizimizi detaylandırdığımızda; artık çocukların ailelerinden istekleri arasında bisikletin yerini bilgisayar almaktadır. Bir bilgisayarın ortalama maliyetinin 700,- YTL’den başladığını kabul edersek, buna asgari ücretin 435,- TYL olduğu bilgisini de eklersek ekonomik açıdan ebeveynleri ile araları iyi olmayan çocukları yetiştirmektedir. Kimilerine göre gelişim öncüsü, kimilerine göre yozlaşma, kimilerine göre de değişim olarak değerlendirilen sosyal parçalanma, bir bütün olarak algılandığında bir süreç olarak değerlendirilebilir. Bizim buradaki endişemiz: Ekmek bulamayanlara, pasta arama fikrinin aşılanmasıdır. Kıymet OCAK İktisatçı 03.03.2008 Kaynakça : Aksiyon Dergisi : Evli kalmak mı Boşanmak mı? Tuba Özden Sayı : 652 – 04.06.2007
Buzlu.org. / Televizyonun icadı Bireysel ve Toplumsal Çözülmede Televizyon Faktörü Üzerine Düşünceler / M.Doğan karacoşkun’un Yazılarından içerik olarak yararlanılmıtır.
Bu yazı 660 defa okunmuştur. |