Sevgili dostlar, Güzel gün ve gecelerin içinden geçerek ramazanı şerife doğru yaklaşıyoruz.Başlangıcı neşe ortası irade sonu hüzün olacak günler yaklaşıyor bizlere.. Kadir Gecesi ve akabinde gelecek Fıtr Bayramı.İslam fıtratı üzerine yaratılmış olmanın farkında olarak kul olduğumuzu bilerek, bu yaratılışın karşılığını Allah cc ödememiz mümkün olmadığı için onun yaratıkları içinde en şereflisi olan insanlara fıtr'ın edası niyetiyle verdiklerimizin kabul olduğunu umarak bayram yaparız yoksa günümüzde ağzımıza pelesenk olan Ramazan Bayramı değil, çünkü insan ramazan bitiyor diye bayram yapamaz olsa olsa bu durum karşısında hüzünlenir, ah çeker içinden gelip geçtiği günlerin kıymetini hangi istidat derecesinde değerlendirmiş olduğunun hesabını yapar.Yoksa O ki ramazan içinde bin aydan daha hayırlı günü içinde saklıyor. Acaba neden bin aydan daha hayırlı, hiç düşündük mü "Hakikat, biz onu (Kur'anı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesini sana bildiren nedir? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. O'nda melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle, her bir iş için iner de iner. O, tan yeri ağarıncaya kadar bir selâmdır." Bin aydan daha hayırlısı olmasının sırrı aslında surenin içinde açıklanmış. Müsaade ederseniz biraz üzerinde durmaya çalışalım. Bildiğiniz üzere müfessirlerimiz bu gecede Kuran-ı Kerim'in bütün halinde arz semansına indiğini ve ayet ayet sırası geldikçe peygamberimize vahy olduğunu daha sonrada peygamberimiz (SAV) tarafından bugünkü anlamada sure ve ayet sıralamasının yapıldığı biliyoruz. Bir düşünelim eğer Hazreti Kuran Peygamberimize vahy olmasa idi bu dünyadaki karışıklığı acaba 1000 ayda düzeltebilir miydik. Yoksa Hakkın hak ve hakikatini insanlık 1000 yıl düşünse bulabilir miydi, tabiî ki bulamazdı, önümüzde hak ve hakikat kitabı açık seçik her şeyi söylerken bulamıyoruz ve sapkınlığa uğruyoruzda ya olmasaydı insanlık ne halde olurdu bir düşünelim.Bu ay bu hakikati insanlığın hizmetine sunan Hz. Peygamberimizi anlama ayıdır. Ona inen Kuran bugün elan kemakem hala okuyan ve idrak eden kullar için inmekte irfaniyet sahipleri için manası her an açılmakta hak sahipleri tarafından bu gül her an koklanmakta, kokusunu duymaya müstaid kişiler sanki o an bu anmış gibi vahyi iliklerine kadar hissetmekte, korku ve haşyet içinde rablerinin önünde diz çökmektedirler. Çünkü bilirler ki "Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir." Bu biliş ve duyuş onları şuna yöneltmekte kendilerinde olan gayb'ı okuma hevesleri artmaktadır.Oku emrini anlamaya çalışmakta kendinde olanı okumaya ve bulmaya çalışmaktadırlar.Kendilerindeki arınmış, durulmuş, saflaşmış nefislerindeki kendi gayb'larını okumaya başlamaktalar, ve sonra ey mütmain olan nefs rabbin senden razı oldu sende rabbinden, haydi gir kullarımın içine cennetime" hitabını duymak için geceler boyu güneşin doğuşunu beklemektedirler. Hangi güneş kendilerindeki hakikat güneşi tabiî ki işte o güneş doğma dan bayram olabilir mi, olamaz tabiî ki ama bir kere güneş doğdumu her gün bayram işte ondan sonra ister deli ol ister veli ol her gün bayram.İşte o andan itibaren gönül kandillerindeki elif çerağını lam nefesi ile tutuşturmuş bizatihi mim rehberliğindeki yolculukta yolu aydınlatan ehli aşk'ın arkasında bende olmuşlardır.Bayram ola Bu bende oluşun sırrı gayb'i imanlarının ne kadar güçlü olduğuna bağlı olarak artar yada azalır.Gayb'a iman onlar için en değerli hazinedir ömürleri kısada olsa uzunda olsa Rabbimiz bilir ki müttaki kullarının imanı gayb'i derecede en yüksektir.Bu iman Bakara suresinin ilk ayetinde gizlidir. Elif Lam Mim Elif=Allah c.c. tarafından Lam=Cebrail vasıtasıyla Mim= Muhammed (SAV) indirilen bu Kuran hakkı için onlar ki " Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar. Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte onlar Rab'lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır". Leyletü'l Kadr Lugattan Kadr : İtibar, değer, kıymet, haysiyet, takdir, rızkı taksim eylemek. İşe lügat tan başlamak iyidir. Yoksa küçüklüğümüzden beri hep duyduğumuz bu kelimenin gerçek mânâsına acaba ne kadar vâkıfız? Hep duyduk... Söyleyenler açıklamayınca, biz de yavaş yavaş zanlarımızı o kelimeye giydirmeye başladık ve kelimenin altındaki mânâyı kavrayamadık. Rahmetli Zâki Baba (kuddise sırruhu) kelimelerin ne denli önemli olduğunu, rastgele kullanılmaması gerektiğini, birbirlerinin yerine geçemeyeceklerini, konuşurken en uygun kelimeyi, en doğru yerde kullanmak gerektiğini hep söyler, bunun önemini ve ciddiyetini vurgulardı. "Şüphesiz biz onu Kadir gecesinde indirdik." Enzelnâhu; indirdik, nüzul ettirdik. Neyi? Cümlenin kabul ettiğine göre, Kur'andan bahsediliyor, ben bundan farklı bir açıklama duymadım. Kur'anın inmesi ne demek? Beşeriyetin, izafi enanîyetin bakışının ortadan kalkması, onun yerine ilâhi bakışın gelmesi... İlâhi bakış açısı; idrak, görüş, hüküm, feraset... Ve ona göre düşünmek, konuşmak, yaşamak... İnsanda yeni bir medeniyetin kurulması; putlar dinini fesh etmesi, çok tanrılılıktan tek tanrılığa geçmesi... Kadir gecesinin ne olduğunu sana ne idrak ettirdi? Allah'ım, ne idrak ettirdi? Yaşanmadıkça idrak edilemez!.. Kadir gecesinin ne olduğunu idrak ettiren, kadir gecesi "geldiği" zaman bekleye görsün... Gecelerce... Gece vahdettir, bunun için evvela kesret duygusunun ortadan kalkmış olması lazım, insanın vahdette kendini de kaybetmiş olması lazım, o an Kıymet gecesi olur, Kadir gecesi olur. O an bir ömre bedel ve bin aydan hayırlıdır. Bin ay insanın ömrünü temsil eden bir ifadedir yani bin'i on îki'ye bölersek seksen küsur sene yapıyor. İşte o Kadir gecesini yaşamak bir ömre bedeldir, hatta bütün bir ömürden hayırlıdır. Neden? Çünkü insan o geceyi yakalarsa hayat yepyeni bir anlam kazanacaktır, yani gerçek anlamını!.. Ve hakikat ışığında bir yol çizilir insanın önünde, zira daha önce yaşadıkları taklidi, bir nevi hayâli, yalan bilgilere dayalıydı. Bütün müslümanlar, o geceye rastlayabilmek için yanıp tutuşurlar. Hayatı anlamlı, değerli, kıymetli kılmak için böyle bir gece'yi yaşamak gerektiğini hatırlayalım, bilelim diye her yıl bir Leyletü'l Kadr yaşanır. Neden bu hatırlatmalar yılda bir kez tekrarlanır? Çünkü yıl bir devrandır, bir süreçtir, dört mevsimin yaşandığı bir dönemdir ve bir anlamda insan hayatının simgesidir. Doğup büyümek, olgunlaşıp meyve vermek, yaşlanıp ölmek. Bunlar doğada her sene yaşanır, tekrarlanır ancak biz düşünmeyiz bile bizim de dört mevsimimiz olduğunu... Bir yıl geçti, bir ömür geçti, ne fark eder? O 'mübarek' dediğimiz gece gelince bize adeta şöyle seslenir: Bir ömür geçti, bir sene geçti, bütün yıldan, bütün ömründen hayırlı olan o ânı yaşadın mı? Daha yaşamadın mı? Leyletü'l Kadr'in ne olduğunu idrak ettin mi? Leyletü'l Kadr'i idrak etmiş birini buldun mu? Rablerinin izniyle, yani kulun istidadına göre (nefsini bilen, Rabbini bilir), nüzul eden melekler ve ruh, Sıfat-i ilahi ve Zat-ı ilahi artık tüm Efal'i ilahiyi düzenleyecek (min külli emr...). O geceye rastlayan kul, o vahdette gömülüp kaybolan kul o selamet içerisinde sabahı bekler. O gece yapılan dualar kabul olur... Allah'ın iradesinin önünde bir engel durabilir mi? Yalnız O'nun istediği olur, dediği olur. O gece günahlar arınır, temizlenir... Kulun günah işleyecek bir zerresi kalmadıysa saf ve temiz olur. Tekrarlanan gelenekler, âdetler, ritüeller ancak ve ancak hakikati sonraki nesillere aktarmak içindir. Eğer geleneğin kendisi, temsil ettiği hakikatin yerine geçerse, o âdetin bir anlamı kalmaz. Tabi, bir araya gelmek, birbirini tebrik etmek, insanî güzelliklerle olumlu duygular beslemek iyidir; toplanmak, Kur'an okumak, dua etmek, iyidir. Vicdanlar rahatlar, görevimi yaptım diye, âdeti yerine getirdim diye. Âdetler istridyenîn kabuğu gibidir. En mükemmel inciyi arayan, o eşsiz güzellikteki, tam yuvarlak, bembeyaz inciyi arayan dalgıç nefesini tutar, dalar derin sulara ve dipten istiridyeyi toplar. Çıkar kenara, açar istiridyeleri, ufak tefek inciler vardır, ya da hiç yoktur içinde... Olabilir... Bir daha dalar sulara. Nihayet bir gün O'nu bulur... Bilir ki artık arayış sona erdi. Peki sizce onu kenara koyup, sulara dalmaya ve başka inciler aramaya devam eder mi? Sonra bakar ki sahilde başka insanlar var ama dalıp inciyi aramaya cesaretleri yok, ya da o suyun altındaki incinin varlığından haberleri dahi yok... Onlara dalmayı öğretir, ellerinden tutarak onlarla beraber dalar. Bencil değildir o. Dini, kuru âdet zinciri olmaktan Allah korusun. Meyve, kabuksuz bozulur giderse, meyvesiz kabuk da ancak ateşe atılır. ŞEHR-İ RAMAZAN NEFESİ Oruç ayı değil şehr-i ramazan Türlü, türlü yemek yemek ayıdır İbadet etmeye olmuyor imkan Zira bir eğlenmek gülmek ayıdır Bu ayda gör nefse edilen hizmet Başka ayda böyle edilmez gayret Her türlü ta'ama olunur rağbet Kaymaklı baklava börek ayıdır Bu mübarek ayda olan rezalet Hiçbir vakit olmaz olan delalet Herkes zevk ediyor nerde ibadet Fazla fazla günah etmek ayıdır. Tiyatro, hokkabaz, cambaz, pehlivan Her nerede varsa giderler heman Çalgılar çalınır açık her mekan Hovardalık etmek gezmek ayıdır Bu ahvali görüp almalı ibret Fasıklara olsun sad hezar la'net Teravihten sonra artar muhabbet Sabaha dek güzel sevmek ayıdır Ey harabi bu ay günah edenler Her zamandan fazla yemek yiyenler Bu hal ile oruç tuttum diyenler İnsan değil mutlak eşek ayıdır. |