Kasım deyince o kadar çok şey geliyor ki aklıma; ’’10 Kasım’’ ’’24 Kasım’’ ’’Kasımda Aşk Başkadır’’ ’’Tualden : Yine aylardan Kasım / Sende kaldı bir yarim’’ Ve de : ’’Canım Giresun’da Yağlıdere’nin bir güzide köyünde ahşap evimizin penceresi önünde, babamın fındık dalı özlerle ördüğü, annemin küçük saksıya diktiği Kasımpatı çiçeği… ’’ Ben size ‘‘Giresun Kasım’’ını anlatmak istiyorum. Kasım ayı için, belki de sonbahar demek daha doğru olur, ayrı bir havayla yaşanır bu yörede… Bu dönem bir ayrılık sıkıntısı bir kış yalnızlığının habercisi gibidir. Yazın gurbetten gezmeye, fındık toplamaya gelenlerle renklenen yörenin sonbaharla birlikte çehresi değişir. Gurbetten gelenler Eylül ile birlikte, ki burada da kıstas okulların açılmasıdır, yavaş yavaş bir göç havası başlar, ayrılırlar yöreden. Kimi zaman kendi arabalarıyla, kimi zaman Yağlıdere’nin pazarının kurulduğu Cuma günü adeta bir törenle uğurlanıyormuşcasına yoğun bir kalabalığın başında toplandığı otobüslerle olur bu ayrılık. Bir Eylül ayı boyunca her Cuma yaşanır bu merasim. O sırada Yağlıdereli hem gurbete yollayacağı yakınının telaşı içindedir (çünkü bu gidiş zor bir gidiş, alışmışlık vardır. Yeni çekilmiş bir dişin ağızda bıraktığı boşluğu yadırgayan dil gibi olur o sıralar yöre insanı) hem de ağustos ayı boyunca topladığı fındığı kurutmanın telaşındadır. (çünkü fındığı satacak ki ihtiyaçlarını karşılayacak, çocukları okula gidecekse eksiklerini giderecektir) Bu hengame böyle bir iki ay sürer. Kasım gelince bir karar anı başlar. Artık gidecek olan gitmiş, kalacak olan kalmıştır. Kısacası gurbetçilerle buluşmanın son noktası konulmuştur. Yorucu yaz bitmiştir. Kendisini bekleyen uzunca bir kış vardır, ona hazırlanmalıdır. Kışın verdiği hüzün, sevdiklerinin gurbete gitmesi ve işlerin bitmesiyle gelen yalnızlıkla birleşince bir Kasım yalnızlığı ve sıkıntısı başlar. Bu yalnızlığı atacak yolu da bulur bu çalışkan insanlar. Gider kimi zaman ekmek teknesi kabul ettiği ocakla (fındık ağacı) ilgilenir, onun kart dallarını keser, bakımını yapar. Turşu ve konserve işleriyle uğraşır. Fasulye turşusu yapar, sonbahar Giresun’da birazda meyve mevsimidir, hemen her meyvenin konservesi , yada pekmezi yapılır. Mısırını toplayıp fırına koyar ki onu kışın değirmende öğütüp ununu ekmeğini yapsın… kısacası bir uğraş içerisinde ekmeğini taştan çıkarır bu çalışkan insanlar ve böylece kışı beklerler. Sizlerle uzakta olsak da sizinle aynı duyguları gönülden paylaşıyoruz güzel yöremin güzel insanları. Kışa girerken mahsulünüz ve sofranız hep bereketli olsun. Çocuklarımızın başarı sevinci ve sizin de gülen yüzünüz hiç solmasın. Bu arada 25 ekim 2009 da divan başkanlığını Sayın Halil Kütük’ün yaptığı Yağlıdereliler Derneğinin genel kurulunda seçim yapılmış ve dernek başkanlığına yeniden Mehmet AYAZ seçilmiştir. Kendisini ve yeni yönetim kurulunu en içten duygularımla kutluyor, başarılar diliyorum. Hem Sayın AYAZ’ın hem de Sayın KÜTÜK’ün eğitime olan bakışları ve yaklaşımları beni çok memnun ediyor. Bu iki güzel insana hep destek verelim, daha çok Yağlıdereli kardeşlerimiz okuma ve eğitim imkânı bulsunlar. Özellikle gurbette olan hemşerilerimizden yazımla ilgili yoğun teşekkür ve tebrik içeren elektronik posta alıyorum. Bu vesile ile bu sitede bizlerin sizlerle buluşmasını sağlayan Giresun Dernekler Birliği başkanımız Sayın Halil Kütük’e de çok teşekkür ediyorum. Tüm yardımsever hemşerilerimizden özellikle yurdumuzun dört bir yanında bin bir güçlükle okumaya çalışan üniversiteli kardeşlerimizi hatırlamalarını ve onların sıkıntılarına az da olsa katkıda bulunmalarını bekliyorum. Sosyal paylaşım sitesi olan facebook da bir Yağlıdereliler grubunun dernek yöneticilerimiz tarafından başlatılmasını tüm Yağlıdereli hemşerilerimizin bu grupta toplanmasını arzu ediyorum Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum Mustafa ÇAKIR (mcakir@ugurdershanesi.com.tr) |